Friday, April 27, 2007

Wednesday, April 11, 2007




Monday, April 09, 2007

ulkesizim.
evsiz, hesapsiz.
24 yillik bir gecmisim, 24 yillik bir kulturum var/olmali/degil mi?.
sarabim yok. sevgilim yok. gidecek biletim yok. tanrim yok.
gozlerim olsa ne yazar, gulumsemem var. gogsumde deli carpintili bir yurek, dudaklarima tutturulmus yuzlerce turku ve soyleyecek sozlerim, bosanacak yagmurvari hiddetim var.

hayat benim. resmiyetsiz ve sonsuz ozgurlugum de.

sirtimda tasidigim bayraksiz/silahsiz/ordusuz/marssiz ulkede mayhos danslar ediliyor. catilardan damlayan su damlalarindan kacmaya da calisilmiyor.

olumcul olduguna inanir misiniz bazi tatlilarin?
hayat bulmak icin sevisirdi insanlar eskiden, simdi tedavisi olmayan hastaliklardan olmekten veya kaza eseri hayat vermekten kacinmak icin korunuyorlar sevismekten/sevisirken.


hayat iki insanin birbirine suni teneffus yapmasi idi oysa, biz oyle bil(ir)dik.

Thursday, March 29, 2007

Tuesday, May 31, 2005


Paris

Saturday, October 23, 2004

gerceklesmeyecek hayaller pesinde kosmaktan yorgundun cokca. sonra bir anda sihirli sopasiyla cikageldi cüce. bi güzel de pataklayiverdi sopasiyla.
hayır.
deniz mor değil. üstelik deniz bile yok burada.
kahve - rengi bir nehir delip geçiyor bu şehri tam ortadan. öylesine şapşal ki, bakmaya kiyamiyorum. kendini bi sey sanan seine nehri'ni de, bi halt olamamis sahte entelektuellerinizi de alin terkedin paris'i cabuk.
bi bogaz'a bak bi de şu tahammül sinirlarini zorayan su birikintisine bak.
cekil gozum gormesin seni. bak bi de sehri ikiye bölmüş utanmadan.

Monday, December 01, 2003

dolma ne guzel bi yiyecek.
di mi ama.

Tuesday, June 17, 2003

gidiyorum
gitti.
ilk once deniz mor oldu.
ilk once mor deniz oldu.
deniz mor oldu ilk once.
once ilk deniz mor oldu.

kabuk baglamaz yaralardan sizan iltihap, yakici sizi. kimse, hiçkimse benden once gormedi kirmizi isigin yandigini, ah, imdat. dedi. çiglik geceye karisir mi hic?
nasil?
ne?
asil?
bagirma, soylediklerini bana duyur yeter. uyan. yeni gün denizi mora boyayacak, japonlar geldi bu ani izlemek için, fotograf makineleri yok, paletleri var.

gitsen, kesisemedigimiz yollara yol çizgileri çeksen.
kaçti sayi? bin dortyüzlü biseydi. unuttun gitti, arsive dalsan çikamazsin içinden. beynine girip yerlesmek istedigin, con malkoviççilik oynayacagin bi kisi kaldi, ne büyük kayip.
simdi yürü, oruç aruobanin beynine giden tüneli bulucaz.

Monday, May 05, 2003

send me the pillow
the one that you dream on

çok zor yonca...çok. havalar bu kadar güzel olmasaydı, yine böyle olur muydun ah yonca? ne zor şey. hiçbir şey hiçbir zaman "perfect" olamayacaksa, neden bunca hırs? kavram kargaşasına düştün bi de üstelik, kelimeleri yanlış yere koyuyorsun. öznelerin keskin uçları tenine batıyor çokça. sonra kalkmış bana diyorsun ki "aşık oldum". başlatma şimdi.
en çok da bu koyuyor ya zaten. Başlatma şimdi'ymiş. peki.
i know someday u'll have a beautiful life
i know u'll be a star in somebody else's sky.
but why why why can't it be mine?

Wednesday, April 30, 2003


and besides... u're useless.

oh baby, oh baby, then it fell apart, fell apart.

Sunday, April 27, 2003

things i should have said
things i shouldn't have said

all apologies.
i will go to that beach with nothing in my pockets.

Tuesday, April 08, 2003

only god knows
knows only god
god knows only
knows god only

Friday, March 28, 2003

bir elmanın pornografisi

pornografik görüntüler çiziyorsun beynimde. üstelik ne kadar uğraşırsan uğraş, baştan çıkmıyorum. bu sana dair bir yeteneksizlik mi, bana dair bi kayıp mı bilmiyorum. mekaniğe bulaşmayacaksın hiç, bizim işimiz arabanın nasıl sürüldüğünü öğrenmek. bozulunca ne yapacağımızı bilmek değil. nöronların arasından süzülenler bana ne yapmak istiyor bilmiorum ama dediğim gibi ben, baştan çıkamıyorum.
elma soyuyor. elmasını tamamen soyana kadar dediklerini anlayamam. ustaca kıvrımlar yapmalı o bıçak, kabuğu düşürmeden, kırmadan, tek bir harekette.total yabancılaşma diye buna deniyor olmalı. elma. bıçak. kabuk, tabak. dekorumuz bundan ibaret.
tabağın üstünde elma duruyordu. yeşil, parlak, ışık vuran yüzeyleri beyaz. temiz. çok net hatırlıyorum. konuşabiliyor, anlayabiliyor, cevap bekleyebiliyordum ben.o zaman.
bembeyaz, düz bir tabak, üstünde olduğu yere sanki hep aitmiş gibi görünen yemyeşil bir elma.
birden eli uzanıyor, elmanın mutlak hakimiyetini kurduğu, öylece kalması gereken yerden alıyor onu. dudakları oynamaya devam ediyor. sessizlik. absolute silence. dudakları oynuyor.
öteki eli bıçağa gidiyor. o kadar gerildim ki bıçağı sağladığı an bağırabilirim.
.....
sap.çöp.bıçak.tabak.biraz da ağız kenarı ıslaklık. dekorumuzdan geriye kalan.